Benim küçük kentsel dönüşümüm

IMG_8073

 

 

 

 

 

 

 

 

Herkes İstanbul’dan gideceğim diyor.  Biz hala gitmedik. Şehrin ortasında her nasılsa varlığını sürdüren bir ağaç topluluğunun arkasına sığındık.  Bir  deli erik, yayılmacı incir, bakımsız defne, görgüsüz orman sarmaşığı, kafası dağınık benjamin kol kola girmiş bizi koruyor İstanbul’un hoyratlığından, simetrik peyzajdan, çok katlı apartmanlardan, bir örnek tabelalardan, “ bana ha!” lardan, en haklı şoförlerden, “ne olacak bu  memleketin hali!”nden…

Kuşlar geliyor sabahları  deli incirin, bakımsız defnenin dallarına. Her gün. Onlarcası yüzlercesi. Kaçırmamak için bu sabah şenliğini  erkenden  kalkmaya başladım. Bir niş var bu işin içinde.  Ağaçsa ağaç her yerde. Dalsa dal. Çeşit çeşit kuşun sabah sabah kanat çırpıp kalbimin içine doğru  bahar temizliği yapmaktan başka amaçları da olmalı.  Aylar sonra yine bir sabah, balkondan balkona sohbette Müfettiş Clouseau  nihayet bilmeceyi çözer: yan komşumuz  Kemal Amca tam 52 yıldır her sabah kuşları beslermiş. Her sabah… tam 52 yıldır…

“İnsan doğanın üstünde değil doğanın bir parçası” demişti Bill Mollison Dede. Yaşına başına bakmadan, taaa  Avusturalyalardan kalkıp gelip…  “Sadece kötü değildir, iyidir de.  Yerini bilirse…” Bundan yıllar sonra Çamlıhemşinli Havva Ana da çıkıp geldi İstanbul’a  kelimesi kelimesine aynı sözleri söyledi. Ağız birliği etmişler gibi…

Kemal Amca 90larına merdiven dayamış, Bill Dede’den birkaç yaş büyük olmalı. Eski toprak ikisi de.  Hayattan  el almışlar. Kemal Amca’nın gençliğinde buralar buralar hep dutlukmuş. Aynı esnada Tasmanya’nın küçük bir  balıkçı köyünde  çocuk Bill okyanus kenarında kıyıya vurmuş balinaların sırtında kaydırakçılık oynarmış. Yeşil Devrim öncesi zamanlar.

Bizim Kemal Amca belediyeden emekli olmuş.  Karısı Alzeimar hastasıydı;  hafızası gibi pek ortalarda gözükmezdi. Pek muhterem bir hanımmış, öğretmenmiş eskiden.  Kemal Amca karısına kendisi bakardı. Her gün elinde süpürgesi ön bahçeyi , sonra arka balkonu süpürürdü.

Bu filmi daha önce görmüştüm  ben  birkaç yıl önce sinemada. Adı: “Amour” . O filmde de güvercinler vardı, bu filmde de var. Yalnız sinema filmindeki esas kız biraz  daha güzeldi, erkek de daha yakışıklı. Film icabı işte…

Kemal  Amca bize zaman zaman belediyede en üst düzeyde görevli bir akrabasının pastanesinden gelen sütlü tatlıları ikram ederdi. “ Belediye çalışıyor.” derdi gururla. Kendisi de hep çalışırdı: karısına çorba yapar, elinde süpürgesi balkonunu süpürür, çiçeklerini sular,  tam 52 yıl her sabah kuşları beslerdi.

Nasıl olduysa bir gün işler kötüye gitmeye başladı. Kemal Amca balkonu süpürürken söylenir oldu, kimi zaman hiddetlenip bağırır çağırır oldu. Eşine çorba yapamaz oldu. Çocuklar daha çok gelip gider oldu. Sonra bir gün kapı kapandı. Birkaç gün hiç açılmadı. Kapıya bir kamyon dayandı . Bir hoşçakal diyemeden ev boşaldı. Kemal Amcanın canına tak etmiş o an evi satmış gitmiş Çınarcık’a. Zaten hep gideceğim derdi.   Ev sahipsiz, kuşlar yetim kaldı.

Evi  satın alanlar henüz taşınmadılar evlerine.  Ama  yine de iktidara  gelir gelmez ilk icraatleri her gün yüz yüze baktığımız incir komşumuzu,   kafası dağınık benjamini devirmek oldu . Temizlik yaptırmışlar, öyle dediler. Tabi kendi manikürleri bozulmadan.  Kale yıkıldı.  Önümüz,  ufkumuz açıldı.   Artık şehirle aramızda müstehcen bir yakınlık var… Her an içeri dalacak gibi. Simetrik peyzaj kapımıza dayandı.… Sağolsun  belediye de boş durmuyor çalışıyor. Bahar geliyor ya parklarımız delik deşik. Halk için çalışıyorlar.

İncir ağacı da gidince kuşların tutunacak bir dalı kalmadı.  İçime bir boşluk düştü,  kollarıma bir ağrı yapıştı.   İncir ağacı aradan çekilince ansızın karşıma çıkan görmüş geçirmiş  portakal ağacı akıl verdi: “Git Eminönü’ne kuş yemi al.”

Ben de büyük sözü dinledim. Eminönü’ne gittim kuş yemi almaya. Satıcıya dik dik  sordum: “GDO  var mı bunlarda?” “Yok abla, organik bunlar!”  dedi inandırıcı bir ses tonuyla.  İnanmadım  ama yine de neyse parası verdim,  aldım yemleri.

Sabahları erkenden kalkıp balkona yem savuruyorum.  Kemal Amcanın yaptığı gibi…  Tek tük kuşlar geliyorlar yeme ama o eski neşe  yok. Biliyorum, Kemal Amca’yı arıyorlar.

“İnsanoğlu çiğ süt emmiş.” derler ya bizim yan komşu Kemal Amca onlardan değildi.

 

 

 

Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.
Onlarca birbirinden farklı ribon çeşidiyle firmamız, sizlere en kaliteli ürünü en uygun fiyatlardan vermeyi amaçlıyor. Resin ribonlar daha çok sentetik ve plastik etiketler için uygundur. Fiyatları Wax Resine göre daha pahalıdır. Resin ribon en dayanıklı ribon çeşididir. Aşınmaya, kimyasallara ve yüksek ısıya maruz kalacak etiketlerde tercih edilir.Tekstil baskılarında en ağır yıkamalara dayanıklı ribon olan resin ribon alkol testinde de çıkmamaktadır. Resin ribonla polyester, polimid ,polipropilen ve polietilen etiketlere baskı yapmak mümkündür. Reçine oranı diğer türlere kıyasla en yüksek seviyededir. Karışımında karbon, bazı kimyasallar, reçine ve balmumu kullanılır.