Yoga eğitmeni, permakültür tasarımcısı, anne, part-time hayalperest.

Nalanyoung

Çocukken ‘çocuk psikolojisi’ne ilgi duydu.
Yağmurlu günlerde “Cennette asal sayılar nasıl hareket eder?”, “Kurt çocuklar ne yer, ne içer?” gibi fani sorularla meşgul oldu.
Annesinin iyi niyetli “Kızım sokağa çık! Oyun oyna! Bak son kez söylüyorum!” nasihatlerine itinayla kulak tıkayarak dolapların içinde fenerle kitaplar devirdi.
Uzun yıllar Don Kişot’un kankası değil, bir roman kahramanı olduğu mevzuuna  ayamadı.

Marx’ın emek ile ilgili düşüncelerini kendince yorumlayarak beden eğitimi, karşılaştırmalı edebiyat, hafif batı müziği, yerçekimsiz ortamda omurga sağlığı, toplumsal ekoloji,  kaos teorisi, navigasyon, sibernetik,  astroloji konularına adalet gözeterek kalbini ve zamanını vakfetti.

Hep afilli okullarda okudu, önüne konan tüm testleri çözdü. Ama eğitim hayatı boyunca çoook ama çooook sıkıldı. Kemirdiği tırnaklardan karnında tırnak ağacı çıktı. Hayalgücüne iltica etti. Hala aynı ülkede ikamet etmekte.

“Ben kimim?” sorusu peşinden üç kıtada, beş ana dalda, usta, üstad, master, guru, şaman, samuray peşinde koşturdu.

Yolda karşısına hayat dersleri ve güzel insanlar çıktı.

Ben kimim?
Sen kimsin?
Biz kimiz?
Siz kimsiniz?
Onlar kimler?

sorularıyla kalabalık ve düşünceli bir şekilde memlekete döndü.

Yıllarca adına stüdyo denen boş odalarda yattı, kalktı. Kah kendine, kah ‘öteki’ne tanıklık etti. Rüzgar ekti, yağmur biçti. Yarım kalmış hikayelerden fallar açtı.  “Sen ne iş yapıyosun?” diye soranlara “Aslında…..” ile başlayan envai çeşit cevap verdi.

Bir gün kalbine deniz aşkı düştü, bir denizcinin aşkına kalbini açtı.
Karlı bir günde bir  güneş parçasını, yağmurlu bir günde bir ay parçasını kucağına aldı.
Çok sonra öğrendi çocukların bu dünyaya annelerini iyileştirmek için geldiklerini.

IMG_4566
Bir sabah bir tırtılla gözgöze geldi. Kirpikleri gülümsedi.
Gökyüzü,  yeryüzü ve kalbiyle barıştı.
Şimdilerde dinliyor ve dinleniyor.