Polat Alemdar’a açık mektup

zen işareti

 

 

 

 

 

 

Polatçım,

şimdi Polatçım derken, aslında biz tanışmıyoruz.

Ben seni tanıyorum televizyonlardan ama sen beni tanımıyorsun henüz.

Müsaadenle kendimi tanıtayım.  Naçizane,  kendi halinde, işinde gücünde iki çocuklu bir anneyim.

Makrokozmoz ile mikrokozmoz arasında, ekseriyetle 36-42 enlemleri 26-45 boylamları arasında ikamet ederim.

Şimdi soracaksın bu mektup da nereden çıktı?” Anlatayım: Şöyle oldu:

Uzun süredir  çok ama çok  hastayım. Her ilacı denedim, her kapıyı çaldım.  Ama nafile!

Doktorlar benim için yapacak bir şey olmadığını söylediler, üzülerek…

Tüm ümitler tükenmişken, sandıktan  tozlanmış eski bir cümle koştu yetişti imdadıma, dedi ki: “her insanın tedavisi kendi karşıtıdır.”

Ben de   sordum kendime kendime madem her insanın tedavisi kendi karşıtıymış  benim ilacım olacak  karşıtım kimdir, nerededir diye…

Uzun uzun düşündüm, taşındım, fallar açtım.

Birden ampul yandı!

Bil bakalım faldan kim çıktı?

Sen çıktın!

Benim tedavim senmişsin Polatçım!

Neden mi? Çünkü benim antitezim senmişsin!

Nasıl gardiyan mahkumun,

zalim mazlumun,

kaçan kovalayanın,

cennet cehennemin antitezidir,

sen de benim antitezimmişsin.

Mesela ben kadınım, sen erkek.

Ben doğuranım, sen canı isterse yok eden…

Ben şiddet mağduruyum, sen faili…

Senin kan safkan, benim ki Mezopotamya karması.

Ben eşitliğe, kardeşliğe inanırım, sen itaate, bağlılığa.

Ben derim kamu yararı, sen dersin Allah’ın emri.

Ben derim bu dünya hepimize yeter, sen dersin bazıları daha eşittir!

Ben herkes kendi balığını tutar derim, eğer öğrenmesine izin verirsen…

Sen dersin ki  herkes benim emrinde olsun, işini ben dağıtayım, aşını ben dağıtayım, hem beni sevsin hem benden korksun…

Ben sevginin karşıtı korkudur derim.

Mesela ben her şeyden sorumlu olduğuma inanırım.Her an içim içimi kemirir. Endonezya’da bir kelebek ölse etkisi benim karasularıma kadar gelir.

Sana göre tek doğru sen, tek yanlış senin dışındaki herkes ve her şey!

Tüm dünya önünde diz çökene kadar silah belde, replik dilde.

Benim yurdum bir kütüphanedir, dört yanı orman…

Senin kara kaplın tek fasikül, adı “delikanlılık nedir?”

Ben renk sevdalısı, 70 milleti bir arada gördüğüm her vesile gözlerimden sevinç yaşları gelir.

Senin için senin gibi olmayan herkes gizli hesap peşindedir.

Senin dünyan sis perdesinin ardında derin ve tekinsiz, benimkinin perdesi bile yok!

Ben hiç küfür sevmem, bela okumam. Kimse ama hiç kimse üzülmesin incinmesin isterim.  Hani fillerin ezdiği çimengillerdenim.

Sen ise  gemisini  kurtaran kaptan…denizler sert… rüzgar karşıdan esiyor… düşman pusuda…

Senin işin hep büyük güçlerle, ben bırak başkasını kendimle bile zor yan yana gelirim.

Senin önünde on binler el pençe divan,  ben kendime bile zor söz geçiririm.

Ben dünyadaki en önemli sorun olarak şiddetin kendisini görürüm.

Şiddetin kendisi tabudur benim için.

Senin için şiddet güçlünün doğal müttefiki,  doğal imtiyaz.

Benim tabum “suç sende!” demek, senin tabun “suç bende!”  demek.

İşte bu sebepten nasıl  gündüz gecenin antitezidir, sen de benim antitezimsim.

Madem ki sen benim antitezimsin, düşünüyorum da aslında bu mesele ikimizin arasında…

Polatçım, “incommensurability”  terimini duydun mu hiç? Bu terim üniversite zamanlarında epistemoloji dersinde karşıma çıkmıştı.

Bu nedir biliyor musun ?  Tartışma yürütebilecek ortak bir zeminin olmaması demek…

Diyalog imkanı yok: ayrı dünyalar,  ayrı dünya görüşleri ,  ayrı diller, ayrı dertler,  ayrı duygulanımlar, ayrı gelecek kurgusu…

aramızdaki böyle bir şey gibi gözüküyor ilk bakışta…

ama aslında bir düşünsek ortak  bir şeyler bulabiliriz sanıyorum.

Mesela istesek de istemesek de sen de bu ülkede yaşıyorsun ben de…

Birimizden biri gitmeyecek yani.

Biraz önce açığa çıktığı gibi senin de tabuların var benim de.

Sen de hislerinde haklı olduğuna inanıyorsun ben de…

Sen benim gibilere gıcık olursun, gıcık olma hususunda, nasıl söylesem,  ben de sana karşı boş değilim.

Madem oturduk küçük de olsa ortak bir zemin bulduk derim ki biraz çaba göstersek, bu zemini biraz genişletsek, biraz konuşmayı denesek?

insanlık namına… hesap verebilmek için çocuklarımıza…

ben biraz kendimden ödün versem,  sen de kendinden…

Bu olabilir mi diye soruyorum hem sana hem kendime.  Hatta olacak diyorum. Yeni zamanların ruhu böyle;  reddetmekten değil, anlamaktan geçiyor.

Bundan sonra işler biraz değişecek. Ben hiç istemesem de biraz senin gibi olacağım. Sen de istemesen de biraz benim gibi olacaksın.

Mesela sen güçsüzlükten korkmamayı öğreneceksin, ben de tehditten.

Sen kadınlardan çekinmeyi öğreneceksin, ben de erkekten,  silahtan korkmamayı…

Sen biraz dizini kırıp evinde oturacaksın, ben kendimi evde tutamayıp sokaklara salacağım.

Ben biraz yer altına ineceğim, sen biraz bulutlarda dolaşacaksın.

Ben diyeceğim ki “suç aslında biraz sende”, sen de diyeceksin ki “suç aslında biraz bende…”

Mesela sen  “dünyanı karartmaya geldim!” dediğinde ben diyeceğim ki “ağır ol! ”

Sen diyeceksin ki “sözlerim maksadını aşmıştır sanıyorum. Özür dilerim. Biliyorum telafisi mümkün değil…”

Ben de kabuğumdan çıkacağım, dış güçlere kafa tutacağım. Diyeceğim ki  “çekin elinizi toprağımdan, suyumdan, deremden, tohumumdan, insanımdan!”

Ben de artık  işin bir ucundan tuttuğum, dış düşmanlarla ilgilenmeye başladığım için,  sen de omuzlarındaki yükü biraz bırakıp  kendi iç dünyana bakma fırsatı  bulacaksın.

Gözlerinin kapatıp kendini dinlediğinde diyeceksin ki “ dünya bir aynadır, dışarıda her ne görüyorsam içimdekini yansıtır…”

Böyle böyle yuvarlanıp gideceğiz.

Sen biraz kendi haklılığından vazgeçeceksin, ben biraz kendi haklılığımdan.

Ben biraz savaşacağım, sen biraz barışacaksın.

Bende az da olsa senden bir şeyler, sende az da olsa benden bir şeyler…

Mademki aynı havayı soluyoruz,

Aynı topraktan besleniyoruz…

Bütünün hayrına bu böyle olacak Polatçım.

İstesek de istemesek de…

Hoşumuza gitse de gitmese de…

Yapacak bir şey yok!

Ne demişler,  dönüşüm diyalektiğin fitratında var.

Sana söylemiştim.

Bu işte beraberiz.

Bak şimdiden iyileşmeye başladın bile..

 

 

Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.
Onlarca birbirinden farklı ribon çeşidiyle firmamız, sizlere en kaliteli ürünü en uygun fiyatlardan vermeyi amaçlıyor. Resin ribonlar daha çok sentetik ve plastik etiketler için uygundur. Fiyatları Wax Resine göre daha pahalıdır. Resin ribon en dayanıklı ribon çeşididir. Aşınmaya, kimyasallara ve yüksek ısıya maruz kalacak etiketlerde tercih edilir.Tekstil baskılarında en ağır yıkamalara dayanıklı ribon olan resin ribon alkol testinde de çıkmamaktadır. Resin ribonla polyester, polimid ,polipropilen ve polietilen etiketlere baskı yapmak mümkündür. Reçine oranı diğer türlere kıyasla en yüksek seviyededir. Karışımında karbon, bazı kimyasallar, reçine ve balmumu kullanılır.