Nalan var ya Nalan…
Daha sen evden ona doğru yola çıkmadan neyin var bilir! Büyücü işte yani bildiğin. Gülünce
güller açan, ama zaten hep gülen gözleriyle sana bir bakar, için dışına çıkmak için can atar.
Onun büyülü mağarasına adım attığında dünya yıkılsa orda güvendesin, bilirsin. Bazen dünya
dışarda sen içerdesindir; bazen dünyanın tam kalbinde ve bazen de bütün dünya senin
içinde. Hepsi bir kerede ve bazen de hepsi birlikte.
Yumuşacık sesi sarıp sarmalar, kanayan yaran kabuk bağlar, aniden kuşlar öter, -bazen de
komşunun çim biçme makinası çalışır - güneş yüzüne döner, bulutlar yorganın olur, yer ve
gök birleşir, kendini unutursun, bir olursun.
Bazen de için çıkar ağla ağla ama bilirsin ki biraz sonrası ferahtır. Dost eli ordadır. Uzanır sana
kendisini hatırlatır.
Öyle hep her şey toz pembe değildir yalnız yanlış anlaşılmasın. Aynaya bakmak yürek ister di
mi? Yalpalayıp durusun da zamanı gelene kadar bırakır yalpalarsın yani. Az acısın diye sana
çaktırmadan sağına soluna yastıklar koyar, ama tepe üstü düşmek istiyorsan “hayır öyle
yapma” demez. Düşer akıllanırsın. Ama çoğu zaman yastığa düşer, o zaman minnettar
kalırsın.
Büyür, gelişir, genişler, genişlersin ve her şey kapsama alanına girer. Yumuşacık olur kalbin,
bütün dünyanın dertlerine dertlenir, aşklarına aşık olursun. Nalan’a zaten baştan aşık
olursun.
Görmeyince özlersin. Bir tarafın eksik kalır.
Ama bak söyleyeyim: 1000 saat birlikte çalışırsın da bir sertifika vermez zilli. Öyle “advanced”
pozisyonlara gireyim, çekip instagrama koyayım dersen biraz zor. Hangi tarz yoga
yapıyorsunuz sorusuna da bir türlü tatminkar cevap veremezsin eş dost sorunca.
Bil de ona göre yani.

Diloy